Mehmet Emin Ay ile gençlik üzerine sıcak bir söyleşi..
Mehmet Emin Ay'la yapılmış olan söyleşiyi sizlere sunuyoruz...
23:27:00 2009-08-22
Bismillahirahmanirrahim..



Mehmet Emin AY: Öncelikle şunu belirteyim. Bana genel manada değil de nokta sorular sorarsanız bende cevaplayabilirim.


gençislam (Kâmuran): Aklımdaki önemli sorulardan bir tanesini size sorayım, benim düşünceme göre, Avrupa veya dünya çok hızlı bir şekilde globalleşiyor, yeni çıkan etkinlikler ve moda çok hızlı bir şekilde yayılabiliyor. Bununda bizim gençliğimiz üzerindeki etkilerini, gerek hal ve hareketinde gerekse giyim kuşamında çok rahat yansımasını görüyoruz, ama biz kendi değerlerimizi bu kültürün etkisinde kaybediyoruz, gençliği kazanmaya çalıştığımız zamansa dışlanıyoruz, şunun için söylüyorum gençliği bu…


Notlar: Arada ikramlar geliyor, hocamız önceliği bayan olması dolayısı ile sahra kardeşimize veriyor ve ilk ikramdan onun faydalanmasını istiyor, son derece nezaket kuralları çerçevesinde röportaja devam ediliyor.


gençislam (Hatice): Hocam soruyu şu şekilde yenileyelim; Gelişen teknoloji ile birlikte globalleşen dünyada hızla yayılan popüler davranışlar sosyal etkinlikler ve müzik ki biz bunun içerisinde biraz sonra ilahi tarzında ve bunun rap modelini konuşmak istiyoruz sizinle özellikle. Çünkü biliyoruz sizin alanında çok iyi bir ilahi sanatçısı olduğunuzu ve bizim de sizin çok iyi takipçileriniz olduğumuzu bilmenizi isteriz. Bununla beraber sinema gibi kültürel etkinliklerin gençlerimizin üzerindeki etkileri hakkında konuşarak başlayalım.


gençislam (Kâmuran): Sahra’nın da belirttiği üzere genel şablon bu. Yeni müzik kültürü çıkıyor örneğin A sanatçısı yabancı bir ülkede albüm çıkardığında hemen onun bir kopyası ülkemizde çıkıyor.


gençislam (Hatice): Bunun örneği de rap tarzı ve son zamanlarda Avrupa’dan bize ithal edilmiş, kendi kültürümüzden yozlaşmaya doğru götüren aslında çok şey kaybettiren, fakat yavaş yavaş gençler arasında oldukça revaçta olmasını nasıl yorumlarsınız ve tüm bunlara istinaden diyoruz ki hangi alanda olursa olsun vakti gelmiş sosyal değişime karşı durmak mı yoksa ihtiyaçları karşılamaya yönelik cevaplar üretmeye çalışmak mı gerekli, ya da rap örneğini verdik. Bu ve benzeri bizim için gerçekten bir ihtiyaç mıdır, önce bunu mu konuşmalıyız, yoksa önceliğimiz tamamen açılıma yönelik mi olmalı... ?


Mehmet Emin AY: Siz güzel felsefi bağlamda konular tespit etmişsiniz.


gençislam (Hatice): Hocam biz bu soruları bir araya getirmek için vakit harcadık ama sizden samimi görüşünüzü belirtmenizi istiyoruz.


Mehmet Emin AY: Eskiden kitle iletişim araçları bu kadar etkili değildi dolayısıyla söz gelimi bir moda önce Paris’te oluşuyordu. Türkiye’ye gelmesi modacılar vasıtası ile birkaç ay sonrasını buluyordu. Türkiye 1970’li yıllarda biz öğrenciydik. İspanyol paça diye bir pantolon modeli vardı. Yeşilçam filmlerinde görürsünüz, gömleklerin yakası da uzun, çok kalın kravatlar kullanılırdı. Şimdi filmlerde görünce ne kadar gülünç olduğunu görüyor hissediyorsunuz. O zamanlar o şekilde dikilirdi bütün terziler tarafından elbiseler. Şimdi ise öyle değil yani filmlerin altında tüm dünya ile aynı zamanda sinemalarda gösterimde diye alt yazı geçiyor, yani bir film şirketi dünyanın her yerine kopyalarını gönderir aynı zamanda gösterime girer, bu müzikte de öyledir. İlkbahar yaz kreasyonu çıkar bir hafta sonra ülkelere gider. Bunu hiçbir surette eskiye döndüremezsiniz, yani bu artık böyle gidecek demektir. Ve Avrupa’da dünyanın öteki ucunda hâkim olan kültür mahkûm olanları etkileyecektir. Biz
maalesef kendi kültürümüzü İslam medeniyeti olarak son asırlardaki yenilmişliğimizi tüm filozoflar bu konuda yenildiği kültüre karşı yenilenler hayranlık besler yani bir zamanlar Avrupa ortaçağda bize hayranlık besliyor idi. Seyyahlar gelip İslam medeniyetinin ülkelerinde gezdikleri zaman kervansarayları, hanları, hamamları ve kuşlar için kurulan mekanları hayranlıkla anlatıyorlardı. Çünkü o zaman hakim bizdik, onlar mahkumdu. Sonraki asırlarda bizler mahkûm olmuşuz. Bunu değiştirmek kanaatimce şu zamanda mümkün görünmüyor.



gençislam (Hatice): Yani muhakkak bir cazibesi olan ve dünyanın her yerinde yayılmış olan o değişime karşı koyamıyor ve o değişime kapılıveriyoruz. Değişimi yönlendirme açısından üstat olarak gördüğümüz kişilerin ve aynı zamanda İslami avukat hükmünde gördüğümüz hocalarımızın, profesörlerimizin bu konuda kişileri, gençleri, toplumu ne şekilde yönlendirmeleri gerekiyor?
Ve şuan medyada çokça anılan İslamcı tabiri doğru bir tabir midir?

Mehmet Emin AY: Toplu bir kavram olarak Müslüman düşünürler diyelim. Çünkü İslamcı tabiri doğru bir tabir değil. Bunu da hiç kullanılmamasını tavsiye ederim. Çünkü İslamcılık sol entelektüel denilen kesimin Müslümanların bazısına verdiği vasıftır. Sağcı Hıristiyanlar solcu Müslümanlar vardı bir zamanlar. İşte bakınız etiketler ne kadar anlamsız olabiliyor, İslamcı sanatçı, İslamcı düşünür, çok yanlış isnatlardır. Birisi de mal varlığına sahipse ona da İslamcı kapitalist mi diyeceğiz? O sebeple Müslüman tabirini kullanmak yerinde olur. Müslüman sanatçılar ,akademisyenler, mütefekkirler, yazarlar, araştırmacılar bu konuda neler yapmalı...? Sorunuzu böyle düşünelim, evet bu konularda yapılabilecekler yapabilirler. Yapmamış iseler bu güne kadar artık bu kişinin kendi sorumsuzluğu ile alakalı bir durumdur, ama yapanlar var, yokta değil. Günümüzde gençliğimiz bu kadar meyledip giderken zaman zaman şu söyleyeceklerimi dillendiren insanlar çıkıyor ortaya. Sosyologlar, psikologlar, hayat standardındaki gelişme sınıf atlama maalesef insanların ruh hallerinde bir terakkiye, yükselmeye zemin oluşturamadı. Yani mühendisler mimarlar çok yüksek katlı rezidanslar yapıyorlar fakat o rezidanslarda yaşayan insanlara bakınız çoğu aile değil. Yalnız yaşayan kişilerdir, sanatçılardır. Çok enteresan okuyorum ben filanca sanatçı falanca rezidanstan kendisine yeni bir mülk aldı diyorlar. Bu kişi bir aile değil bir aile babası değil hanım değil ve rezidansları kuran mimarlar bize yuva kuramıyorlar. Yuvalar ve yuvaların içinde muhabbet olmayınca çocuk tabii mezrasında yaşayamıyor. Yani yuva denilen mekanlara bakıyorsunuz köşklere, villalara Bursa’nın en revaçta olan yerlerinden biri ile ilgili size şunları söyleyebilirim. Villa fiyatları düşmüş, hem ekonomik kriz sebebi ile hem de bir başka sebeple, neden? Oraya taşınan ailelerin bir kısmı aile mefhumunu yitirdiklerini söyleyerek tekrar apartman dairelerine taşınmaya karar vermişler, neden? Çünkü kız kendi odasında bilgisayarla, oğlan kendi odasında internette, küçük çocuk bir başka yerde, hanım mutfakta, bey salonda, bir başkası dışarıda. Bunlar bir kahvaltıda bile buluşmak istemiyorlar, genç geç saatte uyumuştur kahvaltıya inmek istemiyordur, kız başka türlü, ailenin diğer fertleri başka türlü ve bir araya toplanamıyorlar, neden? Çünkü hepsinin odası vardır, kendine özel interneti, televizyonu ve bilgisayarı vardır. Bu sebeple villalardan köşklerden kaçış var. Akıllı olan baba bunun yanlışlığını görüyor ve vazgeçiyor. Şimdi diyeceğim o ki bu yanlışlığa parmak basan birçok sosyolog var. Türkiye’de Gayrı Safi Milli Hasıla oranı yükseliyor ama mutsuzluk oranı azalmıyor. Diyorlardı ki on sene önce eğer Gayri Safi Milli Hasıla yükselirse daha mutlu olacağız, on yıl sonra gelir seviyesi yükselirken mutsuzluk oranı da yükselmiş durumda. Onun için o halde bir slogan ifade var. “Para ile saadet olmaz” Bu gerçekten yaşanıyor. Para ile saadetin olmayacağını zengin insanların kendileri de çocukları da tatmin olamıyor. Çünkü siz çok özeniyorsunuz son model bir araba alıyorsunuz bir ay sonra o firma başka bir modeli çıkarıyor moralinizi bozuyor, çünkü moraliniz bozulmaya çok hazır durumdasınız. Çünkü sizin için onlar çok önemli. Gençlerimizi maalesef şu anda en önemli


derecede problem etmemiz gereken sorun, bu tüketim çılgınlığı devamlı hayatını yaşama isteği, özgürce yaşa gibi tercihler, yani bakıyorsunuz bir meşrubat reklamı yapılacak, özgürlüğüne öylesine vurgu yapıyor ki yani özgürlüğün yoksa hiçbir şeyin yok. Bu meşrubatı içmezsen kölesin anlamına geliyor birde, bu meşrubatı içmezsen adam değilsin. Yani o kadar sizi mecbur bıraktırılmaya çalışılıyor ve altını çizmeniz gereken sözüm şu olabilir. Gençliğimiz şu zamanda her taraftan kuşatılmış durumdadır olumsuz manada. Fakat bunu bilmiyor gençlerimiz. İş işten geçtikten sonra, sıkıntılar yaşadıktan sonra, yani öylesine bir telkin var ki kız arkadaşı yoksa bir gencin ona iyi gözle bakılmıyor veyahut erkek arkadaşı yoksa bir kızcağız silik bir hayat sahibi olarak görülüyor. Üniversitede bu böyle. Peki daha on sene önce bu telkinlerin altında kalan aileler şu anda hangi durumda? Çocukları davetiye gönderiyor annesine babasına filanca gün nikâhım var. Eğer müsait iseniz buyurun. İşte bu özenilecek bir durum değil. Sanayileşme insandan çok şeyi alıp götürüyor. Mesela tatil veriliyor, o insan dinlensin daha iyi çalışsın diye ve insanlar tatilde köylerine gitmiyorlar. Nereye gidiyorlar? Tatil köylerine. Tüm bunlar gençlerimize hiç anlatılmıyor ve gençlerimiz medya vasıtası ile kitle iletişim araçları ile son derece sağlıksız, son derece acınacak durumlara kendilerini düşürebilecek bir hayata sürükleniyor. Ama bu konuda maalesef ne sorumluluğu olan film yapımcıları yönetmenler, medyanın başında duran patronlar ne de kalem erbapları bu konuya yeterince dikkat çekmiyor. Herkes bırakmış iş kendi halinde gitsin diye. Öyle bir sıkıntı var.



gençislam (Hatice): O halde akademisyenlerin, ailelerin ve toplumun diğer kesimleri koordine olabilirlerse bu sorun ancak çözülür diyebiliriz sanırım. Ayrıntılara indikçe bizim unuttuğumuz fakat sizin hatırlattığınız aile mefhumu çok önemli bir mevzu. Kademe yitirilmesi toplumun kaymasına, tabaka indirgenmesine asıl sebebi teşkil eder.

Mehmet Emin AY: Doğrudur. Biz aileyi kaybettik temel problemimiz o. Ve bu sebeple daha çok sıkıntılara adaydır Türkiye. Bakın iki yıldır Diyanet İşleri Başkanlığı Kutlu Doğum Haftası’nın gündem konusunu aileye ayırdı. Çünkü son yıllarda Türkiye’de hiç tahmin etmediğimiz kadar boşanma olayları yani erozyon var. Ciddi manada Müslüman ailelerde de var. Karı-koca iletişim kopukluğundan kaynaklanan problemlerin hepsi gençlere çocuklara yansıyor.

gençislam (Kâmuran): Özenti var işin içinde, birde ergenlik çağındaki gençlerde daha çok oluyor bu durum. Web tasarımcılığı benim işim ve işimin gereği günümün on dört saati bilgisayar başında geçiyor, fakat internete girip zaman kaybetmelerini hem ruhen her türlü çirkinlikten uzak durmaları adına hem de fiziken yaradılışımız gereği harekete meyilli yaratılmışız. Sandalye başında oturup bedenlerini sağlıksızlaştırmalarını kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ve çevre nasıl ki bozulduğunu söylüyoruz internette o derece bozuk bir yapıya sahip.

Mehmet Emin AY: Hiç bir şey olmasa, zararlı hiçbir siteye girilmese dahi bilgisayar başındaki çocuğun beyni uyuşmaya aday bir çocuktur.

gençislam (Kâmuran): Gençislam gün içerisinde binlerce ziyaretçinin uğradığı bir web site olması dolayısıyla biz bu potansiyeli değerlendirmek istiyoruz. İyi bir şeyler başarmak istiyoruz. Geçen yıl ramazan ayında başlattığımız hatim kampanyası ile ramazan ayında dostlarıma okutturamayacağım kadar çok sayıda hatim indirilmesine ve duasının bir program tertiplenip İstanbul Eyüp Sultan Camii’nde yapılmasına aracı olduk. Yani akan suyun seyrini değiştirmek adına gençliğin gerçek benliğini bulması adına kurulan sitemiz son derece verimli bir site.
Mehmet emin AY: Sitenizin bu kadar büyük bir üye kitlesine sahip olduğunu bilmiyordum.

gençislam (M.Sefa): Hocam siz demiştiniz her taraftan kuşatıldı gençlik diye biz bu işi yaparken hakikaten ciddi rahatsızlık verici tepkiler alıyoruz. Fakat bu tepkileri bir şeyleri başarabildiğimizin bir göstergesi olarak kabul ediyoruz.
 
gençislam (Kâmuran): Daha bu gün bir durumla karşılaştım. Otobüste giderken cep telefonundan kulaklıkla müzik dinleyen bir gencin telefonuna ilişti gözlerim ve bir tane Türkçe müzik yoktu telefon listesinde, yabancı müzik tamamı ve ezbere biliyorlar birçoğunu. Türkçeye çevirmeye çalıştığınız zaman kafiye adına çok uyumsuz bir sürü cümlenin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu dil kültürümüzün yoksunlaşmasına sebebiyet veriyor, birde örneğin İhlâs Suresi dört ayet ve son derece muazzam kafiyeli olduğu halde bunu ezberlemekten aciz hissediyorlar kendilerini.

Mehmet Emin AY: İlginçtir, bir futbol maçının uzamasını isteriz de, Cuma namazı beş dakika uzasa bize ağır gelir. Konserden ön sırada olmak isteriz ama namazda geride kalmak. İlginç gerçekten.

gençislam (Hatice): Rap müziğinin ilahi versiyonunu hiç dinlediniz mi ya da kulak misafiri oldunuz mu bilmiyorum ama ilgi görüyor. Bir kesim tarafından gençlerin İslama yönelmesi adına özendirici amaç doğrultusunda çıkarıyor olabilir, siz bunu ne derece doğru buluyorsunuz?

Mehmet Emin AY: Sami Yusuf’un Danimarkalı bir gurupla yaptığı bir parça vardı onu hatırlıyorum ve Türkçe rapi merak ettim özellikle dinledim. Fakat hayatımda daha sıkıcı ve daha anlamsız bir müzik dinlemiş değilim. Ben dünya müziklerini dinlerim, bazen Afrika’dan çok güzel bir müzik melodisi çıkabilir. Uzak doğudan olabilir vesaire vesaire... Fakat rap; ona müzik demememiz lazım yani o tamamen 1970’li yıllarda, daha önceki yıllarda caz vardı. Sıra dışı bir şey. Gençler neden ona sahip çıkıyor derseniz yanılıyor olabilirim ama yorumum şu sıra dışı olması. Sözler çok anlamsız. O kadar içimden kızdım ki onu söyleyenlere onun sanatçısı olduğunu düşünenlere bilmiyorum ama yatacak yerleri yok gibime geliyor. Gençlere bu manada ulaşabiliriz diye böyle yoz ve müzik değeri olmayan bir şeyle İslamı anlatalım, değerlerimizi anlatalım fikrine ben karşıyım. Rapten konuştuk, rap o alanda en çok neye hizmet ediyor? Buna dikkat etmek lazım hep başkaldırı, isyan. Rap müziğinin sözleri kendi başına güzel olsa hiç müzikle söylemesine bile gerek kalmaz şiir gibi arkadan bir fon müziği verilerek dinlenebilir. Fakat bu tür bir kulvarla dini anlatmak düşüncesinin eğitimci olarak yanlış olduğuna inanıyorum. Bir aralar 90’lı yıllarda yeşil pop diye bir kavram vardı. Sözleri dindarca olan müzik türüne deniyordu, ne demek yeşil pop...? Pop müziğinin yeşili siyahı mı olur. Pop müziği pop müziğidir, bunun üstüne dindarca sözler yazması bir anlam ifade etmez, yoz bir şey olur. Özgün müzik, özgün besteler tasarlarsanız buna diyeceğim bir şey yok. Özgün müzik yapabilenler ayakta kaldı gerisi gitti. Sonradan zikirli ilahiler çıkardılar bunu da çok kötü şekilde icraya kalktılar, çığırından çıktı. Sözlere dikkat buyurun lütfen; "Kabe’nin yolları çukurdur, hacıların işi zikirdir" Bunun da bitmesi lazım Kabe’nin yolları niye çukur olsun hepsi asfalt, niye yapıyorlar bunu kafiye adına... Böyle tezatlıklarla dolu.

gençislam (M.Sefa): Hocam geçenlerde internette bir ilahi dinledim. İlahi demeye bin şahit lazım, Eski Türkü arka fon müziğini alıp verdiğiniz örnekteki gibi dini içerikli sözlerle birleştirmişler. Ruha İlahi Aşkı hissetmek için hazırlamıyor da, bambaşka bir şey için hazırlıyor gibiydi.


Mehmet Emin Ay: Evet. Çok Doğru. İnsanoğlunun ruhunda ritim özelliği vardır ve dikkat edin batının müziği hep ritmiktir. Bakın çok güzel ilahilerimiz var; Tekke ilahileri, ritimli ilahiler, mesela; bit tasavvuf ekolü olan Kadirilikte ezgi zikir cehridir ve ritmiktir. Kurtlar Vadisi dizisinde zikir sahnesi var, ne kadar güzel. Ama işte bunlar bir taraftan bir dönem kapatılmış tüm tasavvuf musikisi birikimimiz yıllarca yasaklanmış. Dervişane bu konuda çok güzel işler yapıyor. Dinlemeye değer arşivlerimizde bulunması gerekir.

gençislam (Hatice): Bir yandan piercing takan, aynı zamanda takke takacak. Bu hali ile bile ben onu namaz kılmaya teşvik, ya da İslamiyete yönlendirmeye çalışmak adına kayda değer buluyorum, eğer ben bu gençliği bu nesli bu şekilde de olsa İslamiyete kazandırabiliyorsam her şeye rağmen yapmalıyım diye düşünen çok insan var.

Mehmet Emin AY: Kişinin kulağında küpe olması, saçının uzun olması, giyiminin şöyle olması böyle olması, bunlar çok önemli değil siz ona dini anlatabiliyorsanız ne ala bu zaten vazifemizdir.

gençislam (M.Sefa): Erkeklerde küpe kullanmak doğrumudur.?

Mehmet Emin AY: Küpenin yaygınlaşmasında önemli eğitim eksikliğinin olduğunu düşünüyorum. "İnsanlar benzedikleri toplumlardan sayılır" Sahih Hadis-i Şerif’tir bu. Yani kime benzediğimizin farkında mıyız…? Bunu vurgularsak, bakıyorsunuz küpe hadisesi İslam kültüründe olmayan bir şey. Enteresandır, diyorlar ki Yavuz Sultan Selim’in de kulağında küpe var diyorlar ve fetvayı oradan almak istiyorlar. Ama Yavuz Sultan Selim kulağına küpeyi ne diye takmış bunu bilmiyorlar. " Ben Allah'ın dininin kölesiyim. Bu da benim İşaretimdir"’i anlatmak için takmış, acaba şimdi takanlar ne için takıyorlar...? Bir de öyle bir şey ki o Yavuz Sultan Selim’e has olan bir durumdur. Baktığınız zaman örf İslam hukukunda çok önemlidir. Eğer biz bir Afrika ülkesi olsaydık her çoluk-çocuğun kulağına küpe takardık. Fakat bizim örfümüzde böyle bir şey yok. Örf dînî değerlerin oluşmasında önemlidir. Küpeyi takan gençlerimiz kendilerine farklı bir imaj kazandırmak için, görünümle vizyonla hatırlanmak, önemsenmek istiyor gençlerimiz. Ben bir çalışma yapmıştım bir aralar Kur’an Kursları’nda bir araştırma. Çocuğun birisi şunu yazmış; keşke bize Kuran-ı Kerim ezberletilirken İslam Ahlakı da öğretilseydi. O zaman bizler papağan gibi Kur’an okuyup, ama günah işlemekten de geri durmayan kimseler olmazdık.

gençislam (M.Sefa): Cenab-ı Hakk nasib ederse bende hafızım zaten biliyorsunuz hocam. Bende o yoldan geçtim İslami Hukuk üstüne hiçbir şey görmedim. Sadece kuru kuruya ezberledik ve hafız olduk böyle yani hatalar var sistemde...

Mehmet Emin Ay: Evet, İslam ahlakı çok sistemli çok özenli bir şekilde küçük yaşlardan itibaren öğretilmeli, eğitimciler tarafından…

gençislam (Kâmuran): O zaman mesajımız yenilikleri dışlamayalım ama hayatımıza da sokmayalım mı…?

Mehmet Emin AY: Onu rap müziği için söyleyebilirsiniz. Yoksa yenilikten kastınıza örnek; ben bizim fakülteden bilgisayarı alan ilk üç kişiden biriyim. Bilgisayarla işim her zaman en üst seviyede olmuştur, her konferansta slaytlardan yararlanırım. Yani yenilikse ben onu takip ediyorum. Fakat her yeni çıkan telefon benim içini ulaşmam gereken bir şey değildir. İkisinin arasında fark var bununla beraber neyi niçin istediğimizdir önemli olan. Hiçbir surette ,

kimseyi dışlama hakkımız yok. Hem biz öyle bir Peygamberin ümmetiyiz ki çadırları dolaştığında o kadar nahoş durumlarla karşılaşıyor ki fakat yinede dışlamıyor. Onları vazgeçirmeye çalışıyor. Çocuğun farklı müziklere farklı dile, farklı kültüre, giyime kuşama ilgi duymasının sebebi aileden yana gördüğü sevgi eksikliğini bir şekilde giderme çabasıdır. Bakınız İstanbul’da bir cinayet işlendi. Bir genç kızın kafası kesilmiş halde bulundu. Cinayeti işleyen kişinin profilini hiç biliyor musunuz? Yedi tane dil biliyor çocuk. Fakat nerde yetişmiş Fransa’da. Fransız vatandaşı. Anne-babası iki yaşında dedesine vermiş bu kişiyi. Ortaokul çağında iken yurt dışına göndermişler. Yani çocuk bir aile ortamında yetişmemiş. Dil öğrenmiş ama insanlık öğrenememiş. Bu önemli bir profil, bizde onlardan birisi olabilirdik. Dolayısıyla onlara el uzatmak lazım.

gençislam (Hatice): Özenti mevzusunda yaşadığım bir olayı paylaşayım. Bana bir hanım kardeşim dedi ki: "Keşke şu Haç işareti bizde olsaydı." Bu iş o kadar vahim bir hal almış durumda ki iş sadece giyim tarzıyla, küpeyle, piercing ile kalmamış, tamamen beyin içerisine işlenmiş olan farklı noktalarda. Aile Müslüman, örf ve ananelerini bilen bir aile, dolayısıyla çok zıt değil yaşantı itibarı ile İslam yaşayışına. Fakat o soruyu bana yönelttiğinde ben açıkçası o zamana kadar o işin bu denli vahim hal aldığını düşünmemiştim ve müthiş bir şekilde şaşırdım, verebilecek bir cevap o an bulamadım, durum bu...

Mehmet Emin AY: Üzücü elbette. Gençislam sitesine benim nasıl bir katkım olabilir diye düşündüm, mesela Kur’an’da gençler ve gençlik değerleri diye birkaç sayı devam eden makalem oldu. Bu konuyu yayınlamak istiyordum fırsat bulamadım, onun bazı bilgilerini size verebilirim, yayınlarsınız…

gençislam : Çok memnun oluruz…

Mehmet Emin AY: İnşallah nasib olur. Sizlere yine oğlumun hazırladığı İngilizce okuduğum Mevlana’nın Light Mevlana diye. Ona klip hazırladı. Onu da size vere biliriz. Nasipse kendi sitemi de hazırlıyorum. Makaleleri, Camiilerde verdiğim sohbetleri ve radyo programlarını hep oradan yayınlamayı düşünüyorum.


gençislam (Kâmuran): Hocam biz üç adet albümünüzü getirdik , imzalarsanız biz bunları gencislam.com üyelerimize göndereceğiz hediye olarak...

gençislam (M.Sefa): Hocam uzunca vaktinizi bize ayırdınız. Ve bizi aydınlatıcı çokça mevzuya değindiniz. Teşekkür ederiz… Son olarak gençliğe mesajınızı alalım hocam.

Mehmet Emin AY: Bir genç ile çocukluk çağında olan bir çocuğu yan yana koyduğumuz vakit, eğer bu genç ibadetini her şeye rağmen aksatmadan devam ettiriyorsa bana bu o kadar tatlı geliyor ki, ve o zaman anlıyorum ki Allah'ın mahşer gününde yedi grup insan arasına dahil edeceği bir gurupta ibadetle büyüyüp serpilen gençlerdir. O kadar Allah katında değerli ve bu manada böylesi gençlere hakikatten saygım var. Bunca kuşatılmışlığına rağmen namazını kılan, yani bir karşı cinsten arkadaş edinme mecburiyetinde kendisini hissetmeyen, kendini sahip olduğu potansiyelle yetiştirmeye çalışan gençleri gönülden çok seviyorum. Allah'ın en çok sevdiği insanlar günahlarından tövbe eden gençlerdir. Affediciliği sonsuz sınırsız olan Mevlamız onların tövbelerini edip kendine dönmesini bekliyor. Benim size bir hediyem var. "Peygamberimizin (s.a.v) `in İnsanlarla İlişkisi" adındaki kitabımı imzalayıp vermek isterim. Bu kitaptan ikinci bölümde yer alan "Peygamber Efendimiz`in Gençlere İlgisi " kısmını özellikle yayınlamanız beni mutlu eder.

gençislam : BİZLERİ KABUL EDİP RÖPORTAJ YAPMAYI KABUL EDEN VE HEYACANIMIZDAN DOLAYI YAPTIĞIMIZ HATALARA MÜSAMAKAR YAKLAŞIMI , TAHAMMÜLÜ , TÜM SAMİMİYETİ VE SEVECENLİĞİ İLE DEĞERLİ HOCAMIZ PROF.DR. MEHMEt EMİN AY HOCAMIZA TEŞEKKÜRÜ BORÇ BİLİRİZ. TEŞEKKÜRLER.

gençislam (M.Sefa): Semazen
gençislam (Hatice): Sahra
gençislam (Kâmuran): Seretan

Bu haber  702  kere okundu