|
|||||||
| ALLAH (C.C) ''ALLAh Var, Keder Yok..'' |
|
| Sitemize reklam verin hem tanıtımınızı yapalım hem de destekçimiz olun. |
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2009
Bulunduğu yer: Yunus'ca seven Gönüllerde
Mesajlar: 5,410
Thanks: 564
Thanked 2,224 Times in 569 Posts
İtibar Gücü: 346
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Allah (c.c.) (Ülûhiyyete mahsus sıfatların hepsini kendinde toplamış bulunan Zât-i Vâcibül-Vücûde delâlet eden âlemdir ve sayılan isimlerin içinde İsm-i A'zam'dır.)
Doksandokuz isimden birincisi Allah ism-i şerifidir. Bu ism-i şerifin ma'nâsında yazılan şu dört kaydı izah edeceğiz: . 1 - Ülûhiyyete mahsus sıfatlar. 2 - Allah isminin bir ism-i cami1 olması. 3 - Vâcibü'l Vücûd mefhûmu. \ 4 - Bu ismin ism-i A'zam olması. ALLAH İSM-Î ŞERİFİNİN MA'NÂSINDAKİ TOPLULUK: Mâ'nâ itibariyle Allah ism-i şerifi öteki isimlerin hepsini câmî'dir. Öteki isimlerde bu cemiyet yoktur. Onlar yalnız bir sıfat veya bir fiile delâlet ederler. Meselâ: Er-Rahmân, yalnız merhameti; El-Kahhâr, yalnız kahrı; El-Alîm, yalnız ilmi; El-Kâdir, yalnız kudreti ifâde eder. Fakat Allah ism-i şerîfi bunların ve daha ötekilerinin ma'nâlarını hepsini birden toplu olarak ifâde eder. Onun için ma'nâdaki bu topluluğu mülâhaza ederek "Ya Allah" diyen bir kimse, Cenâb-ı Hak'kı bütün isimleriyle ve bütün sıfatlariyle zikretmiş olur. İşte bu hususiyetlerinden dolayı, sayılan Esmâü'l-Hüsnâ içinde Allah ism-i şerifi (İsm-i A'zam)dır. Onun için şânı büyük, bereketi daha bol, feyzi ve inâyeti daha süreklidir. Bu sebepten bu ism-i şerîf dâima âşıkların gıdâsı, sâdıkların nevası olagelmiştir. BU İSM-İ ŞERÎF HÜKMÜNCE BİR KUL İÇİN GEREKEN ŞEY: Mademki, Allah ism-i şerîf-i bütün isimlerin, sıfatların birleştiği bir ism-i câmi'dir ve biz bu ism-i şeriften Cenâb-ı Hak'kın bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve bütün kemal sıfatlariyle muttasıf bulunduğunu öğreniyoruz; o halde bu ism-i şerifin hükmüne göre kul için yapılması gereken şey, tam ve kâmil bir insan olmağa çalışmaktır. Yâni mümkün olduğu kadar noksanlarını azaltmağa, faziletlerini çoğaltmağa gayret etmekdir. BU GAYEYE ULAŞTıRICI DÖRT MÜHİM ESAS: 1- Birincisi ve en mühimi, Allah bilgisi edinmek: Düşünme çağına gelen her insanın ilk vazifesi Allahu teâlâ'yı öğrenmektir. Bir çiftçi, bir mühendis, bir asker, bir tüccar, bir âmir, bir san'atkâr velhâsıl içtimâi sınıflardan hangisine mensup olursa olsun, bir şahsın mesleğinden gerek kendisinin, gerek başkalarının samimî surette faydalanması için, bu bilgi ile mücehhez olması şarttır. Allah'ı bilmeyen ve Allah'dan korkmayan bir şahıstan ne ferde, ne cemiyete bir hayır vardır. Şâyet, bu bahtiyarlığı hayâtının ilk çağlarında kazanamamışsa, hayâtının bitim noktasına varmadan bu yüksek bilgiyi elde etmeğe çalışmak lâzımdır. İnsanın ömrü doğduğu günden değil, Allah'ı bildiği günden itibâren başlar. Allah'ı bilmeyen gönüller, gezen ve konuşan birer ölüdür. Birçokları evlâdının, kardeşlerinin, sevdiklerinin ölümünden kederlenir, günlerce acılar içinde kalır. Halbuki kendi kalbinin ölü olduğundan haberi bile yoktur. Ne hazin bir hal!.. 2- Allah bilgisini kat'î delillere dayamak: Allah bilgisinde bir taklitçi gibi, şundan bundan duyduğu yarım yamalak sözlerle kanaat etmemek lâzımdır. Çünkü dediğimiz gibi bu duygu, hayâtın her safhasında âdilâne muâmelenin, samimiyetin, hele ibâdette İhlâsın temel taşıdır. Bu, ne kadar kuvvetli olursa, bu hususlarda insan o kadar dürüst ve o kadar kıymetli olur. Bunun için herkes anlayışı nisbetinde yerleri, gökleri, havayı, bulutu, yağmuru, değişen mevsimleri, geceleri, gündüzleri, yerden çıkan mahsulleri, sınıf sınıf hayvanları ve nihayet kendi şahsını, içinde, dışında yapılmış, kurulmuş, durup dinlenmeden işleyen bunca makinaları düşünmeli, düşünmeli de basit bir bostan kulübesinin bile kendi kendine olamayacağına ve her eserin bir müessiri bulunacağına göre, bütün bunları yapan, eden, görüp gözeten, kurup işleten, mutlak kudret sahibi bir zâtın varlığına ve O'nun kemâl sıfatlarına yürekten inanmalı ve bu inancı ile dünya yüzünde tek başına kalsa bile sarsılmamak. ESER- MÜESSİR KANUNUNUN İZAHI: Eser, iz; müessir, izin sâhibidir. Eser gözle görülür; müessir, akıl ile sezilir. Meselâ, uzaktan yükselmiş bir duman sütunu görüp de orada ateş bulunduğunu anlamak, ateşin varlığına hükmetmek aklın işidir. Duman gözle görülmüş, onun delaletiyle ateşin varlığına aklen hükmedilmiştir. İşte buna: (eserden müessire istidlal) denir. Eseri görünce hemen müessire intikâl etmek, insanların yaradılışlarında bulunan bir hassadır. Bir insan- aydın olsun, câhil olsun- eseri görüp dururken müessiri inkâr edemez, İnkâr edeni de şiddetle reddeder. Şu halde bir tabloyu görüp de onun ressamını, bir nakşı görüp de onun nakkâşını bilmek kadar tabiî bir şey olamaz. İşte bu bilgi yolunca yaradılmıştan, Yaradan'a, gözetilmişten Gözeten'e, yaşayanlardan ekmel bir hayat sâhibine, büyük ve mühim işler başında bulunanlardan Kayyûm'a, işleri nizam ve tertibine koyanlardan her şeye bir nizam veren Nazzâm'a, adaletlilerden büyük Âdile, kâinatta zıt kuvvetlerin muvâzenesinden tek bir Hâkim'e, merhametlilerden Rahman ve Rahîm'e... velhasıl her şeyde suretten ma'nâya, eşyâdan esmâya, esmâdan müsemmâya geçerek fikirlerde Allah bilgisi de lillerini çoğaltmak, genişletip derinleştirmek iktizâ eder. 3- İbadetlere îtinâ etmek: Allahu teâlâ'ya karşı borçlu olduğumuz ibâdetlere itinâ etmek, âdâb ve erkânını gözeterek her birini vaktü zamanı ile ifa etmek, bu hususta kat'iyyen gevşeklik göstermemek lâzımdır. Çünkü ibâdetler, insanları kâmilleştiren ve yükselten en kuvvetli âmillerdir. 4- İyi veya kötü huylarını sıkı bir kontrole tâbi tutmak: Kibir, hased, cimrilik, zorbalık, şunu bunu çekiştirmek gibi herbiri insan için birer ayıp, birer eksiklik demek olan birçok kötü huylardan kalbde hangileri varsa (korkunç bir hastalığın tedâvisine çalışılır gibi) bunlara teşhis koyarak kendini onlardan kurtarmak, buna mukâbil bütün güzel huylarla nefsini kıymetlendirmek lâzımdır. Ancak bunun ne kadar çetin ve başarılması ne kadar güç bir iş olduğu, kendini ıslaha çalışan her insanın duyduğu bir hakikattir. Bir kötü huyu kalbden söküp atmak için aylarca ve bâzan daha uzun zamanlar uğraşmak lâzım gelir. Fakat her kötü huydan kurtuldukça (mühim bir ameliyat atlatmış hastalar gibi) bir bayram yapmak haktır. Allah'ın sevdiği kulları arasına katılmak, elbette ki kolay olmaz. Kuvvetli irâde, geniş tahammül lâzım... Kim ki, bu zorluklarla savaşır, yılmaz; neticede muhakkak ki, muzaffer olur. İyi bir insan olmak uğrunda zorluklara katlananları, muratlarına erdireceğine dâir Allah'ın vaa'di vardır. Bu muzafferiytin ma'nâsı İsm-i A'zam ile tahakkuk etmek demektir ki, kullar için bundan daha ileri bir mertebe yoktur. Ni'met külfete göredir; kâidesince mükâfatın büyüklüğünün, tahammül edilecek zorluklar nisbetinde olacağına şüphe yoktur. Ali Osman Tatlısu
__________________
Nûn... Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki.. nun kalem 1.
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Üyelik tarihi: Jun 2010
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 706
Thanks: 163
Thanked 162 Times in 76 Posts
İtibar Gücü: 50
![]() ![]() |
Allah Razı Olsun Nun Kalem Abla Paylaşımları Takip Ediyorum ve Çok Beğeniyorum
__________________
[Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] bloguma herkesi beklerim yorumlarınızı eksik etmeyin eleştiriye açığımdır iyide de olsa kötüde olsa
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 397
Thanks: 21
Thanked 21 Times in 5 Posts
İtibar Gücü: 99
![]() |
Doksan dokuz İsmi ve İsmi Azamı hürmetine Rabbim ahlâkımızı güzelleştirsin güzelliğiyle tecelli etsin
Allah razı olsun ilminizi artırsın Konu afakisevda tarafından (07-28-2010 Saat 23:33 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2009
Bulunduğu yer: Yunus'ca seven Gönüllerde
Mesajlar: 5,410
Thanks: 564
Thanked 2,224 Times in 569 Posts
İtibar Gücü: 346
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Amin..
Güzel yorumlarınız için teşekkürler Canlar..
__________________
Nûn... Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki.. nun kalem 1.
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2009
Bulunduğu yer: Yunus'ca seven Gönüllerde
Mesajlar: 5,410
Thanks: 564
Thanked 2,224 Times in 569 Posts
İtibar Gücü: 346
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() Er-Rahmân (c.c.) (Ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet irâde buyuran, sevdiğini, sevmediğini ayırdetmiyerektekmil mahlûkâtını sayısız ni'metlere müstağrak kılan.) Bu ism-i şerif rahmetten sıfat ma'nâsı ifâde ederse de ism-i has olarak kullanılmış ve Lâfza-i Celâle gibi Allahu teâlâ'dan başkasına söylenmemiştir. RAHMET VEYA MERHAMETİN MA'NÂSI: Kalb yufkalığıdır. Sevdiklerimizden veya tanıdıklarımızdan birinin veya her hangi bir mahlûkun sıkıntı ve ızdırap içine düşmüş olduğunu öğrenince içimizde bir üzüntü duyar ve onun hâline acırız. İşte merhamet, kalbimizde böyle bir teessür ile başlar, bu teessürün tazyiki ile o zavallıyı sıkıntıdan kurtardığımız zaman, sona erer. Sâde acımak kâfi değildir. Acıyı giderip ferahlık vermeye muktedir olmak da lâzımdır. Filânca merhametlidir demek, acınacak hâdiseler karşısında müteessir olur, kederlenir demektir. Eğer o acıyı gidermeğe gücü yoksa, sâde kederlenmekle kalır, başkaca bir yardım yapmak elinden gelmez. Bu hal ile noksan bir merhamettir. Amma falanca merhametlidir, düşkünlere el uzatır, onlara yardım etmekten, iyilik yapmaktan zevk alır, demek, merhamet ma'nâsının tam bir ifâdesidir. Şu halde merhamet, iyilik yapmağı istemek ve yeri gelince yapabilmek... Asıl makbûl olan ve herkesin sevdiği ve övdüğü meziyet budur. Bu ifâdeye göre merhametde bir teessür ve infial vardır. Halbuki Allahu teâlâ infial ve tegayyürden münezzehdir. Çünkü bu haller mahlûk şânıdır. Onun için Er-Rahmân ism-i şerifi "İrâde-i hayr" ma'nâsı ile tefsir edilmiştir. İrâde bir infial değil, belki bir işi yapmak veya yapmamak şıklarından birini tercih etmek demektir. İRÂDE-İ HAYR NE DEMEKTİR? Ezelde henüz mahlûkât yaradılmamışken Allahu teâlâ yaratacağı bu mahlûkât hakkında önünden sonuna kadar, rahmet veya gazabından her hangi biri ile muâmele yapmağa müsâvi sûrette kâdir bulunduğu ve bunlardan her hangi birinin tercîhinde "Niçin onu tercih ettin" diye O'na bir sual açacak üstün bir kuvvet bulunmadığı halde, bizzât kendisi -lütuf ve ihsân yolu ile- bütün mahlûkâtı hakkında rahmeti tercih ve iltizam edip, onu kendi zât-ı mukaddesine bi'l-ihtiyar vâcib kıldı; rahmeti, ahlâk edindi. Bundan dolayı Allahu teâlâ tarafından mahlûkâta ilk tecellî eden hüküm ve te'sir rahmetten ibâret olmuştur. RAHMETİN ZIDDI GADAB : Rahmetin zıddı olan gadab, baştan ve birinci olarak ahlâk-ı İlâhî'nin muktezâsı değildir. Belki halkın isyânı ve verilen ni'metleri kendi istekleri ile kötüye kullanmaları neticesi olarak, ikinci derecede tecellî eden rabbâni bir hikmettir. Öyle ya, âsîlere karşı gadabın hükmü olan mücâzat olmasa idi, sonunda tâatle isyânın, îmanla küfrün, küfrân ile şükrânın bir farkı olmamak lâzım gelirdi. Bu da hikmete uymayan bir eksiklik olurdu. Allahu teâlâ, bütün bu eşyayı rahmetiyle yaratmış ve ezeldenberi kâffe-i muâmelât rahmet üzerine akıp gelmiştir. Bu cümleden olmak üzere, insanları temiz bir fıtrat üzerine ' yaratmış ve onlara hadsiz hesapsız ni'metler vermiştir. Verdiği bu ni'metleri arttırma ve ebedîleştirme yollarını bildirdiği gibi, o ni'metleri kötüye kullanmak yüzünden zarar ve ziyana uğramak tehlikelerini de göstermiş, bu sûretle kâr ve zarar yollarını açarak, bu yolların başında insanı serbest bırakmış ve fakat indirdiği kitaplar, gönderdiği peygamberler vasıtasıyla kâr yoluna gidenlerin, rızâsıyla karşılaşacaklarını, zarar yoluna sapanların gadabına uğrayacaklarını da önden haber vererek kâr yoluna teşvik etmiştir. İnsanın ileride, ebediyet âleminde karşılaşacağı cezâ ve ihsânın, vukuundan önce bildirilmesi ne büyük bir lûtuftur. ÖYLE İSE SEVGİLİ OKUYUCU! Sen de serbestliği hayra kullan, kâr yoluna git ki, verilen ni'metlerden sana ziyan gelmesin, küfrân-ı ni'met etmiş olmayasın. Bu ism-i şerîf hükmünce, Allahu teâlâ'nın lûtuf ve ihsânı kapısında mahlûkâtın tek mümeyyiz vasfı, birbirleriyle kapı yoldaşı bulunmalarından ibârettir. O halde kendilerine yaraşan şey, birbirlerine değil, Allah'ın huzur-u azametinde hepsi bir hizâya gelerek, ancak O'na tapmaktır. Ali Osman Tatlısu
__________________
Nûn... Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki.. nun kalem 1.
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Üyelik tarihi: Mar 2009
Bulunduğu yer: Yunus'ca seven Gönüllerde
Mesajlar: 5,410
Thanks: 564
Thanked 2,224 Times in 569 Posts
İtibar Gücü: 346
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() El-Rahîm (c.c.) (Pek ziyâde merhamet edici, verdiği ni'metleri iyi kullananları daha büyük ve ebedî ni'metler vermek sûretiyle mükâfatlandırıcı).
Er-Rahmân ism-i şerifinden Allahu teâlâ'nın ezelde bütün mahlûkâtı için hayr ve rahmet irâde buyurduğu anlaşılıyordu. Er-Rahîm ism-i şerifi ise mahlûkâtı arasında irâde sahipleri için muzaaf bir rahmet-i ilâhiyyeyi ifâde eder. Yâni insandan mâada her mahlûk, kendisi için tâyin edilen hudut içinde kendisine verilen ni'metlerden yaradılışı sevki ile faydalanır ve o huduttan dışarı çıkmazken, irâde sâhibi olan insanlar için terakki imkânı verilmiştir. Bu imkân, fıtrî ni'metleri arttırma ve ebedîleştirme imkânı. Meselâ, çiğneyip geçtiğimiz ot yaprağından rüzgâr dalgalarına kadar her şey, bizim hayır ve saâdetimize yarayan ni'met hazinesidir. Sonra yaradılışımızda başka mahlûkâta verilmeyen bir çok kâbiliyetler ve tabiat kanunlarının azat kabul etmez köleler gibi bize tâbi ve emrimize munkat olması, hep o şânı büyük Rahmân'ın lûtuf ve âtıfeti eseridir. Fakat her şeyde ve kendimizde gizlenmiş olan bu sayısız ni'metleri meydana çıkarmak ve onlardan faydalanmak için çalışacağız. Bütün kâbiliyetlerimizi işleteceğiz. Bu takdirde gayretlerimizin boşa gitmiyeceğini bize tebşir eden işte bu, Er-Rahîm ism-i şerifidir. Çünkü bu ism-i şerife göre her gayret bir mükâfatla karşılanacaktır. Er-Rahmân, Er-Rahîm isimleri iki türlü rahmet ifâde eder. Er-Rahmân ism-i şerifinin ifâde ettiği rahmet, hiç bir türlü şarta, hiç bir türlü kesb ve irâdeye bağlı olmayarak bahşolunan rahmettir. Bu bir rahmet-i şâmiledir ki, bütün mahlûkâtı kaplar. Bunda çalışan-çalışmayan, suçlu-itaatli, îmanlı îmansız ayırt edilmez. Er-Rahîm ism-i şerifinin ifâde ettiği rahmet ise, Rahmân'ın lûtfu olan rahmeti iyiye kullanarak çalışanlara bir mükâfat olmak üzere verilen rahmettir ki, en az (bire on) dur. Çalışanın ihlâsındaki kuvvete göre Allahu teâlâ'nın daha fazla ve hattâ hudutsuz ve hesapsız mükâfatları da vardır. İşte gayr-i meşrû arzulara kapılmamanın, kötülükten korunmanın, Allah yolunda fedakârlıkta bulunmanın ehemmiyeti bu yüzdendir. Şunu kat'î surette bilmek lâzımdır ki, -dünya için olsun, âhiret için olsun- çalışanlarla çalışmayanlar müsâvi muamele görmeyeceklerdir. Dünya milletleri arasında Allahu teâlâ'nın ahlâkını, evsafını en dürüst ve en geniş bilenlerin Müslümanlar olması icâbeder. Böyle olunca, meselâ bu ism-i şerifin hükmüne göre "fikrî teşebbüs" Müslümanlar için en umumî ve en tabiî bir haslet olması lâzım gelirken, i'tiraf etmeliyiz ki, Müslümanların çoğu, bugün Müslümanlık esaslarını her zamankinden ziyâde ihmal etmişlerdir. Bunun neticesi olarak dünya yüzündeki Müslümanların ne duruma düştükleri de meydandadır. RUHLARI ESEFLERE BOĞAN ACI BİR DUYGU: Uzun asırlar Müslüman yaşayan ecdâdın bugünkü torunları arasında Müslümanlığı, teşebbüs fikrini öldüren, insanları atâlete ve miskinliğe sürükleyen bir din sananlar türemiştir. Bu telâkkî doğru ise, dindar ve Müslüman ecdâdımızın o silinmez izlerini nasıl izah edeceğiz? Yurdumuzu dolduran ve asırlar boyunca ihmâlin, bakımsızlığın yok edemediği bunca hayr müesseseleri karşısında ne yapacağız? Hele o târih ve ahlâk kitaplarımızı dolduran ve başka milletlerde pek azına rastlanan bunca fazilet menkıbelerine, kahramanlık destanlarına ne diyeceğiz? Bu iftihar ve gurur verici izler, miskin ve hakir insanların mahsûlü olmak kâbil midir? Hayır hayır, bunlar, hakîkî birer Müslüman olan, Allah uğrunda yorulmak bilmez, pulat îmânlı, çelik irâdeli ecdâdımızın izleridir. Fakat ne yazık ki, biz onları bilememişiz, gittikleri yoldan ayrılmışız, miskin sinekler gibi hevâ vü heves tuzaklarına yapışıp kalmışızdır. İSM-İ ŞERİFE MAZHAR OLANLAR: Aramızdaki merhametli insanlar, Allahu teâlâ'nın rahmet sıfatına mazhar olmuşlardır (mazhar demek, bir şeyin göründüğü yer demektir.) Allahu teâlâ'nın merhameti, içimizdeki merhametli insanlardan sezilir. Eğer dünyâda merhametli insanlar olmasaydı ve merhamet denilen ma'nâdan ortada hiç bir nişan bulunmasaydı, Allahu teâlâ'nın rahmeti öğrenilmez ve merhamet hakkında hiç bir fikir edinilemezdi. İnsanlardaki merhamet sıfatı, Allah'ın Rahmet sıfatına benzer mi? Hayır aslâ benzemez. Allah'ın hiç bir sıfatının benzeri yoktur. O bütün sıfatlarda tektir, eşsizdir. İnsanlardaki merhamet, Allahu teâlâ'nın merhametini bildiren bir iz, bir nişandır. Bir şeyin izi ve nişanı o şeyin ne benzeridir, ne de ondan bir parçadır. Yalnız ona delâlet eden bir gölge veya bir akisdir. Asıl merhamet, Allâh'ın merhametidir. Yâni merhamet kelimesinin hakîkî ma'nâsı, Allahu teâlâ ile kâim bulunan ma'nâdır. İnsanlara merhametli denmesi hakikat ma'nâsıyle değil, mecaz ma'nâsı i'tibâriyledir. (Medlûlün ismini dâlle ıtlak kabîlinden.) Şu halde Allahu teâlâ'daki merhametle insanlardaki merhamet arasındaki münâsebet yalnız kelime benzerliğinden ibârettir. BU NOKTANIN ÎZÂHI: İnsanların hayâtı, kudreti, bilgisi mahdut olduğu gibi merhametleri de mahduttur. Merhametli insanları bir sıraya koymak ve her birinin mevkiini, derecesini tâyin etmek mümkün olsaydı, bunun için elimizde bulunması lâzım gelen ölçü ne olabilirdi? Şüphesiz bu hasletin kuvveti ve şumûlü... Hayırseverlikte en yüksek duygu sâhibi, hayır yapmakta en geniş kudret sâhibi hangisi ise, en ileride bulunacak ve herkesin hattâ haslet ortaklarının bile takdir ve hürmetlerini üstüne toplayacak olan da o olacaktır. Şimdi bu en merhametli farzettiğimiz zâtın merhametini tahlil edelim: -Acaba bu adam ne yapmıştır? - Bir çok hayır müesseseleri meydana getirmiş, hastahâneler, çeşmeler, yollar, köprüler, mektepler... Bir çok kimsesiz çocukları himâyesine almış, onları yurda yarar birer mütehassıs yetiştirmiş... Bir çok felâketzedelere yardım etmiş, serm yesizlere sermâye, evsizlere ev, işsizlere iş bulmuş... - Peki, acaba bunlar ne kadar, bir memleketi doldurur mu dersiniz? İşin hakikati şudur ki: bu faaliyeti ne kadar geniş kabûl edersek edelim, sayısı rakamlara sığmayan yaratılmışlar üzerinde, tâ ezelden sonu gelmeyen müddetler boyunca tecellî edip duran Allah'ın merhameti karşısında dâima sönük kalacaktır. Sonra insanlar, yaptıkları iyilikten mutlakâ kendilerine âit bir menfaat ve meselâ ad yapmak, şan ve şöhret kazanmak veya sevap ve mükâfat dilemek gibi bir hedef, bir gâye gözetir. Dünyâca, âhiretçe her halde bir karşılık beklerler. Çünkü noksanlıkları, ihtiyaç ve aczleri böyle icap ettirmektedir. Bu ise cömertlik değil bir çeşit muvâzaadır. Hakikî cömertlik, minnetsiz, garazsız ve ivazsız olarak yapılan iyiliktir. Buna da insanlar muktedir değildir. Allahu teâlâ kemâl-i zâtı ile kâmil bulunduğu için, zâtına âit beklediği her hangi bir şey, bir kemâl yoktur. Binaenaleyh O'nun cûd-ü rahmetinin her hangi bir kemâlin istihsâli için olması imkânsızdır. Her türlü ivaz ve garazdan münezzehtir. Mutlak ve hakîkî merhamet edici ancak O'dur. Daha doğrusu merhametli dediğimiz şahısların kendilerini yaradan O olduğu gibi, ellerindeki ni'metleri yaradan da O'dur. O ni'metlerden muhtaçlara vermek üzere gönüllerinde arzu uyandıran da yine O'dur. Bütün bunları sâhibine verdikten sonra ortada kalan şey, yalnız hayır sahiplerinin irâdesi, yâni hayrı yapmağa vicdanlarında karar vermiş bulunmalarıdır. Fakat bu da yine Allah'ın verdiği serbestliğin bir neticesidir. Şu kadar ki, onlar Allah'ın verdiği bu serbestliği kötüye kullanmayıp iyi niyete sarfetmişlerdir. Mükâfâta istihkakları da işte bu yüzdendir. MERHAMETLİ İNSANLARIN YAPMASI GEREKEN ŞEYLER: 1- Dâimâ Allâhu teâlâ'ya şükretmen" ki, kendilerini, bu meziyete lâyık görmüştür. 2- Hayırlı işlerde kullanıldığından dolayı kat'iyyen onurlanmamalıdır. Çünkü o imkânı veren ve bu meziyeti yaratan Allah'tır. Eğreti bir vasıfla onurlanmak, olgun insanların kabul edeceği bir şey değildir. 3- Kendine bahşedilen bu meziyetten Allah'ın kullarını elinden geldiği kadar faydalandırmağa çalışmalı ve bu uğurda zahmet ve meşakkat görse bile tahammül etmeli ve bunu yaparken yüreğindeki dileği yalnız Allah'ın rızâsı olmalıdır. O zaman bu uğurdaki çalışmaları bir ibâdet olur da Allah'tan mükâfatını görür, kazancı yalnız dünyâ'da eline geçenden ibâret kalmaz. 4- Yaptığı iyiliği, iyilik ettiği insanların başına kakmamak; çünkü bu hal iyiliğin sevâbını öldüren çirkin bir iştir. Halbuki Allahu teâlâ eğer başkalarının yardımına muhtaç insanlar yaratmasaydı, servet sâhipleri, ellerindeki servetleri ile Allah'a yarar bir iş yapmağa fırsat bulamazlardı. Şu halde aramızda bir takım aceze ve fukarânın bulunması da bir ni'mettir. Onlar ücretsiz emânetçidir, kendilerine burada verilir, âhirette fazlasıyle alınır. İYİLİK GÖRENLERİN YAPMASI GEREKEN ŞEYLER: 1- Onların yüzünden faydalandıkça kendilerine teşekkür etmeli ve her zaman onları iyilikle anmalı. Çünkü Allah iyilik bilenleri sever, nankörlük edenleri sevmez. 2- Yüzünden iyilik gördüm diye onları mâbut derecesine çıkarıp da kendilerine tapmamalı, her iyiliğin, her yardımın Allah'tan geldiğini ve mahlûkatın bu hususta nihâyet birer vâsıta, birer âlet olduğunu bilerek, asıl iyiliği yaratanla ona vâsıta olanları güzelce ayırt etmeli ve her birinin şânına lâyık bir suretle sevgi ve saygı göstermelidir. ER-RAHMÂN, ER-RAHÎMİSM-I ŞERİFİNİN ZEVKİNİ DUYANLAR: Bu zevki duyan gönüllere yeis ve ümitsizlik giremez. Ne kadar darlık ve ıstırap içine düşerse düşsün, Allâhu teâlâ'nın mutlaka onu selâmete çıkaracağına emindir. Çünkü suret-i at'iyede bilir ki, O merhametlilerin merhametlisi, kerimlerin ekremidir.İnsanlar arasında intihar fâciasının ümitsizlikten, bunun da çok defa Rahmân ve Rahîm sıfatlarının sâhibi bulunan Allahu teâlâ'ya imansızlıktan ileri geldiğine şüphe yoktur. Ali Osman Tatlısu
__________________
Nûn... Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki.. nun kalem 1.
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
Üyelik tarihi: Jun 2010
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 706
Thanks: 163
Thanked 162 Times in 76 Posts
İtibar Gücü: 50
![]() ![]() |
RahmanRahman : Esirgeyen, bütün canlılara nimet veren Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz, Rahmanın dışında tapılacak birtakım ilahlar kıldıkmı?" (Zuhruf, 45) Bu sıfat dünyada hem müminlere ve hem de kafirlere şamildir. Çünkü Allah dünyada mümine ve kafire rızık veriyor, hiç birisini ayırt etmiyor. Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan husunda rahmetini mahlukatından hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahim isminden daha geniş kapsamlı bir mana ifade eder. Rahmân, Yüce Allah'ın hem ismi hem de sıfatıdır. Bu isim, Allah lafzına bağlı olarak zikredildiğinde sıfat anlamındadır. Ancak Kur'an'da bu şekilde değil, özel isim olarak kullanılmıştır. Bu isim sadece Allah'a has özel isimlerden olduğu için daha çok bir isme bağlı olarak değil; yalnız zikredilmesi hoş karşılanmıştır. Rahman'ın bu şekilde kullanılması O'nun Rahman sıfatına ters gelmez. Çünkü Allah ismi de uluhiyet sıfatına delalet ettiği halde hiç bir zaman başka sına ait bir sıfat olarak zikredilmemiştir. Kur'an'ın ilk ayeti olan Besmeledeki Rahman ve Rahim sıfatları arasındaki fark, Allah teala, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin Rahimidir cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir. Rahman vasfı gereği Cenab-ı Hakk, dünyada bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine farz kılmıştır. Yüce Allah bir kudsi hadiste şöyle buyurur: "Rahmetim gadabımı geçmiştir." Tenbih : Kul, önce Allah'ın gafil kullarına merhamet edip onları olanca güçleriyle onları Allah yoluna vaaz ve nasihat etmek suretiyle çevirmeye çalışmalıdırlar. Bu konuda şiddet yolundan ziyade yumuşaklık ve şefkat yollarını tercih etmelidir. Asilere de merhamet gözü ile bakmalı, eziyet ve zulüm nazarı ile bakmamalıdır. Müminin başlıca gayesi, insanlardan ortaya çıkan her [Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...]sanki kendi nefsinden ortaya çıkıyormuş gibi, o masiyeti onlardan bertaraf etmeye olanca gücüyle çalışmalı ve bu suretle onları Allah'ın gazabına uğramaktan kurtarmak olmalıdır. İhlasla "Yâ Rahman" diye bir müslüman bu isme devam etse, kalbi yumuşar, zalimlerden emin olur, maddi ve manevi nimetlere nâil olur. (3) MA'SİYYET (Mâsiyet): İtâatsizlik, isyân. Günâh olan işler, Allahü teâlânın beğenmediği şeyler; Allahü teâlânın emrettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak, haramlar. Allahü teâlânın yasak ettiği şeyler, günahlar. Ma'siyet, insanı küfre sürükler.(5) Nefse sükûnet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş ma'siyettir. (5) İyiler de, kötüler de, iyilik yapar. Fakat yalnız iyiler, ma'siyetten sakınır. (İmâm-ı Rabbânî) Ma'siyet yapınca, hemen tövbe etmelidir.Gizli işlenen günâhın tövbesi gizli, açık işlenen günâhın tövbesi de açık olur. (Ma'sûm-i Fârûkî) Ma'siyete tövbe etmemek, bu günâhı yapmaktan daha kötüdür. (Ca'fer bin Sinân) İnsanın günâhından korkması, tâat; korkmaması ise, ma'siyettir. En büyük günâh, bir ma'siyetin ma'siyet olduğunu bilmemektir. Bundan daha kötüsü, ma'siyet olan bir şeyi, tâat, Allahü teâlânın beğendiği şey olarak bilmektir. Onun için dînî bilgileri lâzım olduğu kadar mutlaka öğrenmelidir. (Ahmed bin Âsım Antâkî)
__________________
[Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] bloguma herkesi beklerim yorumlarınızı eksik etmeyin eleştiriye açığımdır iyide de olsa kötüde olsa
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Üyelik tarihi: Jun 2010
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 706
Thanks: 163
Thanked 162 Times in 76 Posts
İtibar Gücü: 50
![]() ![]() |
Allah
Allah : O'nun zat ve özel ismidir. Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir. Cenab-ı Hak buyuruyor: "İsimlerin en güzeli Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin." (Araf,180) Kur'an'daki Esma'ül Hüsna'dan ilk inen isimdir. Çünkü ilk inen ayet besmeledir. Allah'ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür. Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (5) Esmâ'ül Hüsna'nın bütün anlamını içinde toplar. Yüce Yaratıcı'nın diğer bütün isimlerini kapsar. Bu yüzden el-Esmau'l-hüsna olarak bilinen bütün isim ve sıfatlar bu ada yandırılır. Bu nedenle "Rahman, Rahim, Aziz, Gaffar, Kahir Allah'ın adlarındandır deriz. " Ama Allah, Rahman'ın adlarındandır" demeyiz. (1) Allah isimi Kur'an'da 2697 yerde geçmektedir. (2) Allah'ın güzel isimleri vardır. En güzel isimler O'nundur. Gerçi Allah zatında birdir ve zatının ismi Allah'dır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve benzeri bulunabilecek şekilde bir birlikle değil, eşi ve benzeri bulunmayan üstün bir birlikle birdir. Zatında yalnızca vahid değil, birdir: İlâhî hitapta yer alan "Biz, şehadet ettik, yarattık." gibi çoğul kiplerindeki azamet ve ihtişam, işte ilâhî sıfat ve isimlerin bir araya gelmesinden doğan azamet ve yüceliği dile getirir ki, Allah yüce ismi, bütün bu sıfat ve isimlerin hepsini içine alan bir yüce isimdir. Allah ismi, Allah'ın kendisi gibi, eşi ve benzeri olmayan bir isimdir. Sıfat ve isimlerin çokluğu, zatın çokluğunu gerektirmeyeceğinden o isim ve sıfatların her biri Allah'ın eşsiz özelliklerinden birine delalet eder. Âdem'e öğretilen de isimlerin en güzelleridir.En güzel isimler Allah'a mahsustur. Öyleyse ey müminler, O'na o isimlerle dua ediniz, O'nu onlarla çağırınız veya O'nu bu güzel isimlerle adlandırıp anınız. Ve O'nun isimlerinde yamukluk edenleri terk ediniz. (4) Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da. Tenbih : Kul,Allah'a bütün kalbiyle bağlanmalıdır. Gözü O'ndan başkasını görmemeli, O'ndan başkasına iltifat eylememeli, O'ndan başka hiç kimseden bir dilekte bulunmamalı, O'ndan başkasından korkmamalıdır. (2) İhlasla "Yâ Allah" diye bir müslüman bu isme devam etse, duası kabul olunur. Şeytanın şerrinden emin olur. Mutluluğa erişir. Duası kabul olur. Rızkı genişler ve Allah'ın izniyle şifa bulur. (2)
__________________
[Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] bloguma herkesi beklerim yorumlarınızı eksik etmeyin eleştiriye açığımdır iyide de olsa kötüde olsa
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Üyelik tarihi: Jun 2010
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 706
Thanks: 163
Thanked 162 Times in 76 Posts
İtibar Gücü: 50
![]() ![]() |
Rezzak
Rezzak : Rızık ihsan edici, tekrar tekrar, bol bol rızık veren. Ar-Razzaq : The Sustainer who provides all things useful to His creatures. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Allah, diledigine hesapsiz rizik verir." (Bakara, 212) "Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır..." (Ankebût, 60) Beslenerek yaşamaları için bütün canlıların rızıklarını veren yalnız Allah Teala'dır. O'ndan başka rızık veren yoktur. Eğer Allah rızkı kulları için bolca yaysaydı, yeryüzünde taşkınlık yapar ve azarlardı. Allah kullarından dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Kulun, her istediğini talep etmede helal yollardan hareket ettikten sonra, Rabbine müracaat etmesi lazımdır. Kuluna karşı çok şefkatli ve merhametli olan Allah, insanları içinde sayılamayacak kadar çok nimetle dolu olan topraklarda yaşatır. Öyle ki insan toprağı ekip biçmeden bile toprak yemyeşil ürünler ve başaklar verir. İçinden sarı, kırmızı, yeşil, turuncu meyve ve sebzeler çıkar. Masmavi denizlerin içi ise yine binlerce çeşit ve lezzette balıklarla doludur. Bütün bunların yanında Allah insanlara hem yerdeki hayvanların etini, hem de gökteki kuşun etini yedirir, hayvanların içinden tertemiz süt çıkarır, arılara bal yaptırır... Bütün bunları insanlara Allah bağışlamaktadır. (3) <SPAN style="FONT-SIZE: 10pt">Tenbih: Kul, Allah'tan başkasından rızık beklememeli, bu konuda O'ndan başkasına dayanıp güvenmemelidir. Her müslüman, Allah'tan başka rızık veren birmutlak Rezzâk'ın olmadığını bilmelidir. Eğer başkası, geçinmesi için rızık veriyor görünsede gerçekte o, kendisine verileni vermektedir. O halde sen de Allah'ın sana rızık olarak verdiklerinden başkalarına ver ki, Allah sana daha fazlasını versin.
__________________
[Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] bloguma herkesi beklerim yorumlarınızı eksik etmeyin eleştiriye açığımdır iyide de olsa kötüde olsa
|
|
|
|
|
|
#10 |
|
Üyelik tarihi: Jun 2010
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 706
Thanks: 163
Thanked 162 Times in 76 Posts
İtibar Gücü: 50
![]() ![]() |
Vehhab
Vehhab : Karşılıksız veren, sonu gelmeyen bağışların sahibi. Al-Wahhab : The Giver of All who constantly bestows blessings of every kind. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır?" (Sad, 9) Kullarına hiçbir karşılık gözetmeksizin tekrar tekrar ve çok çok bağışlarda bulunan. Bu isim Allah hakkında, kapsamlı ve geniş bağışa; hiçbir karşılık beklemeksizin ve hiçbir amaç gütmeksiizin zorlanmadan daima vermek anlamına gelir. Oysa O'nun dışında bağışta bulunan herkesin dünyevi veya ührevi, er veya geç bir amacı ve çıkarı vardır. Bu yüzden mutlak hibe, yalnız Allah için geçerli olup, bu sıfatın O'ndan başkası için kullanılması doğru değildir. Zira hibeler dünyada ve ahirette hiçbir kesintiye uğramadan ve tükenmeden daima Allah'ın kullarına doğru akar. Allah'tan gelen hibeler, bu şekilde sonsuza dek artarak devam eder. Vehhâb ismii Allah'ın bütün fazlını, ihsanını, keremini, geniş mülkünü ve adaletini kapsar. (2) Her müslüman Yüce Allah'ın gerçek hibe ve bağış sahibi olduğunu bilmeli, O'nun mutlak Vehhâb olduğuna inanmalıdır. Bu üstün niteliği kazanmaya çalışmalı, insanlara ve diğer varlılara dünyevi veya uhrevi bir karşılık beklemeksizin hibe ve bağışlarda bulunmalıdır. Müslümanın kendisine vacib olmayan, yalnız Allah'ın rızasını kazanmak için yaptığı hayırlar ve iyilikler hibe sayılır. Allah'ın sana hibe ettiklerinden sen de başkalarına hibe et..Allah'ın geçici olarak sana emanet ettiği şeylerde sakın cimrilik etme. Zira O, sen verdikçe sana daha fazla vereceğini vaat etmiştir. Cimrilik edip vermeyenin malını da yıkıma uğratacağını bildirmiştir. <SPAN style="FONT-FAMILY: 'Verdana','sans-serif'; FONT-SIZE: 10pt">Eğer Allah sana, kişileri yüksek derecelere çıkaran önemli bilgiler ve ilimler vermişse sen de hiçbir karşılık beklemeksizin bu bilgi ve ilimleri, ihtiyaç duyanlara öğretmelisin. Ancak gizli sırlar ve bilgileri ehli olmayanlara vermemeye dikkat etmelisin.
__________________
[Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register...] bloguma herkesi beklerim yorumlarınızı eksik etmeyin eleştiriye açığımdır iyide de olsa kötüde olsa
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| esma-ü'l hüsna | asiye kutu | Dualar | 4 | 07-02-2010 13:29 |
| Esma Ül hÜsna | maviAlem | Diğer Dini Konular | 1 | 04-16-2009 23:47 |
| Esmaül Hüsna ile dua... | derviş | Serbest Kürsü | 0 | 06-06-2008 12:36 |
| Esma Ul-Hüsna | walwala | Diğer Dini Konular | 2 | 11-08-2007 18:11 |